Hz. Yahya

H Z . LOKMAN A.S.
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.

Kur’ân-ı Kerîm’de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman, 31/12,13). Kelime, ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi KureyÅŸlilerin Lokman’ı Hz. Peygamber (s.a.s)’e sormalarıdır.

Lokman’ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: “Andolsun Biz Lokman’a Allah’a şükretmesi için hikmet verdik. şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiÅŸ olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki Allah her ÅŸeyden müstaÄŸnîdir, övülmeye lâyık olandır. Lokman, oÄŸluna öğüt vererek. “Yavrum, Allah’a eÅŸ koÅŸma, doÄŸrusu eÅŸ koÅŸmak büyük zulümdür” demiÅŸti ” (Lokman, 31/12,13). Lokman’ın adı içinde geçmese de onun oÄŸluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah, Lokman’ın öğüdündeki eÅŸ koÅŸmayı(ÅŸirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür, ana-babaya teÅŸekkür etmesini bilmekle beraber; eÄŸer ana-baba Allah’a es koÅŸmak üzere çocuÄŸunu körü körüne zorlarlarsa o çocuÄŸun onlara itaat etmemesi, dünya iÅŸlerinde onlarla güzelce geçinip Allah’a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiÄŸini bildirmektedir (Lokman, 31/14,15). Lokman’ın öğütleri şöyle devam etmektedir: “Yavrum, iÅŸlediÄŸin ÅŸey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa da, Allah onu getirip meydana kor. DoÄŸrusu Allah Lâtif’dir, haberdar’dır. Yavrum, namazı kıl, iyiliÄŸi emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doÄŸrusu bunlar azmedilmeye deÄŸer islerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah, kendini beÄŸenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir” (Lokman, 31/16-19).
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 30 Ocak 2009

 Hz. Lokman

H Z . LOKMAN A.S.
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.

Kur’ân-ı Kerîm’de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman, 31/12,13). Kelime, ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi KureyÅŸlilerin Lokman’ı Hz. Peygamber (s.a.s)’e sormalarıdır.

Lokman’ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: “Andolsun Biz Lokman’a Allah’a şükretmesi için hikmet verdik. şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiÅŸ olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki Allah her ÅŸeyden müstaÄŸnîdir, övülmeye lâyık olandır. Lokman, oÄŸluna öğüt vererek. “Yavrum, Allah’a eÅŸ koÅŸma, doÄŸrusu eÅŸ koÅŸmak büyük zulümdür” demiÅŸti ” (Lokman, 31/12,13). Lokman’ın adı içinde geçmese de onun oÄŸluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah, Lokman’ın öğüdündeki eÅŸ koÅŸmayı(ÅŸirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür, ana-babaya teÅŸekkür etmesini bilmekle beraber; eÄŸer ana-baba Allah’a es koÅŸmak üzere çocuÄŸunu körü körüne zorlarlarsa o çocuÄŸun onlara itaat etmemesi, dünya iÅŸlerinde onlarla güzelce geçinip Allah’a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiÄŸini bildirmektedir (Lokman, 31/14,15). Lokman’ın öğütleri şöyle devam etmektedir: “Yavrum, iÅŸlediÄŸin ÅŸey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa da, Allah onu getirip meydana kor. DoÄŸrusu Allah Lâtif’dir, haberdar’dır. Yavrum, namazı kıl, iyiliÄŸi emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doÄŸrusu bunlar azmedilmeye deÄŸer islerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah, kendini beÄŸenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir” (Lokman, 31/16-19).
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 29 Ocak 2009

 Hz. Davut

H Z . DAVUT A.S.
Kur’ân-ı Kerim’de adı geçen israiloÄŸulları peygamberlerinden biri.

Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)’nın sekizinci oÄŸludur.

Hz. Musa’nın vefatından sonra, yine israiloÄŸulları isyanın karanlığına daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa’nın Allah’tan getirdiÄŸi akîdeyi terk etmeye baÅŸladılar. Cenâb-ı Allah, onların üzerlerine baÅŸka bir kabîleyi musallat etti.

Hz. Musa’nın vefatından sonra israiloÄŸullarının idaresi Yusa’ya kaldı. israiloÄŸullarını çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleÅŸtirdi. Bu ülke, Hz. Yakub’un yaÅŸadığı Ken’an bölgesi olup, israiloÄŸulları için mukaddes ülke sayılır.

israiloÄŸulları Hz. Musa’nın vefatından sonra Filistin çevresine yerleÅŸmiÅŸ bulunan Amâlika Kabilesi ile karşı karşıya geldiler. israiloÄŸulları Amâlika ile yaptıkları bir savaÅŸtan maÄŸlup çıktılar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile çarpışmak istediler. Yüce Rabbimiz onların bu durumunu söylece anlatmaktadır: “israiloÄŸullarından bir cemaat Musa’dan sonra peygamberlerine: “Bize bir hükümdar gönder ki, Allah yolunda savaÅŸalım” dediler. Peygamber. “Size muharebe farz olunursa korkarım ki, savaÅŸmazsınız” dedi. Onlar: “-Niçin Allah yolunda savaÅŸmayalım? Yurdumuzdan ve evlatlarımızın yanından çıkarıldık” dediler. Onlara farz kılındığında, birazı müstesna olmak üzere, savaÅŸtan yüz çevirdiler. ” (el-Bakara, 2/246)
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 28 Ocak 2009

 Hz. Hızır

H Z . HIZIR A.S.
Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet.

Kur’ânı Kerîm’de, Hızır (a.s.)’in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi’nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan “Katımızdan kendisine bir rahmet verdiÄŸimiz ve kendisine ilim öğrettiÄŸimiz kullarımızdan bir kul…” (18/65) diye sözü edilen ÅŸahsın Hızır (a.s.) olduÄŸu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu ÅŸahsın Hızır olduÄŸu açıkça belirtilmiÅŸtir (bk. Buhârî, ilm 16, 44, Tefsîru’l-Kur’ân, Tefsîru Sûrati’l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).

Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ isrâil oÄŸulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuÅŸtu. Hz. Musâ: “Hayır, yoktur!” diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz. Mûsâ’yâ Mecme’u'l-Bahreyn’de (iki denizin kavuÅŸum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadir (Hızır)’in kendisinden daha âlim olduÄŸunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır’i bulmak üzere uzun bir yolculuÄŸa çıktı. ikisi, iki denizin birleÅŸtiÄŸi yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuÅŸlardı ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklaÅŸtıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediÄŸi zaman balığın denize dalıp kaybolduÄŸunu fârk ettiler. Hz. Mûsâ’nın Hızır’ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduÄŸundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (a.s.)’i buldular. Bundan sonra Hz. Musa’nın Hızır ile, Kehf Sûresi 66-82. âyetlerinde anlatılan yolculuÄŸu baÅŸladı.
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 27 Ocak 2009

 Hz. Åžuayb

H Z . ÅžUAYB A.S.

Kuran’da adı geçen peygamberlerden. Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. Bu iki ülkede ayrı ayrı mücadelede bulundu. Bu iki toplumla yaptığı mücadelesi, çeÅŸitli ayetlerde geçmektedir.

Medyen ve Eyke, daÄŸlık ve ormanlık olan iki ülke idi. Medyen toprakları, Hicaz’ın kuzey batısın da, oradan Kızıldeniz’in doÄŸu sahiline, güney Filistin’e, Akabe Körfezi’ne ve Sina Yarımadası’nın bir bölümüne kadar uzanan bölgelerde yer alır.

Kur’an’ın Medyen halkı hakkında anlattıklarının önemini kavramak için, bu insanların, Hz. İbrahim’in üçüncü hanımı Katurah’tan olma oÄŸlu Midyan’ın soyundan geldikleri iddialarina dikkat edilmelidir. DoÄŸrudan doÄŸruya onun neslinden gelmemiÅŸ oldukları halde, tümü onun soyundan olduklarını iddia etmiÅŸlerdir. Çünkü eski bir geleneÄŸe göre, büyük bir zata baÄŸlı olan herkes, daha sonra yavaÅŸ yavaÅŸ onun torunları arasında sayılmaya baÅŸlanırdı. Nitekim Hz. İsmail’in (a.s) soyundan gelmemesine raÄŸmen bütün Araplara “İsmailoÄŸulları” denmiÅŸtir. Hz. Yakub (a.s)’in soyu (israiloÄŸulları) için de durum aynıdır. Ayni ÅŸekilde, Hz. İbrahim (a.s)’in çocuklarından biri olan Midyan’ın etkisi altına giren tüm bölge halkına Bena Medyen (Medyenogullari) ve onların oturduÄŸu yerlere de, Medyen bölgesi dendi (ez-Zirikl, Kâmûsû’l-A’Iâm, VI, 4244; Yakut el-Hamev, Mu’cemü’l-Büldan, Beyrut 1956, V, 77).
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 26 Ocak 2009

 Hz. Yakup

H Z . YAKUP A.S.

Kurân’da adı geçen peygamberlerden biri.

Ya’kûb (a.s)’in soyu, İshâk (a.s) vasıtasıyle İbrahim (a.s)’a dayanmaktadır. O, İshak (a.s)’in ve İshak (a.s) da İbrahim (a.s)’in oÄŸludur. Annesinin adı Refaka’dir. KardeÅŸi Ays ile beraber, ikiz olarak doÄŸmuÅŸtur. KardeÅŸinin ardından doÄŸduÄŸu için ona Ya’kûb denmiÅŸtir.

Ya’kûb (a.s)’in diÄŸer bir adı da İsrail’dir. KardeÅŸi Ays’tan kaçarak dayısının yanına giderken gündüzleri saklanmış ve geceleri yürümüştür. Bundan dolayı kendisine İsrâil denmiÅŸtir. Kelime olarak İsrâil geceleyin (Allah’a) yürüyen demektir (et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, I,162 vd.).

Ya’kûb (a.s)’in doÄŸumu ve peygamberliÄŸi daha önceden müjdelenmiÅŸti. Onun bu durumu Kurân’da söyle haber verilmiÅŸtir:

Biz ona (İbrahim (a.s)’in hanımına) İshâk’i müjdeledik. İshâk’ın ardından da (torunu) Yâkub’u”(Hûd, 11/71).

Bu âyette aynı zamanda, Yakûb (a.s)’in yukarıda sunulan soyu da dile getirilmiÅŸtir.

Ya’kûb (a.s), önce dayısı Lebân’ın büyük kızı Leyya ile ve ondan sonra da küçük kızı Râhil ile evlenmiÅŸtir. Leyya’dan Rabil, Yehuza, sem’ûn ve Lavi adındaki oÄŸulları doÄŸmuÅŸtur. Râhil’den de Yûsuf ve Bünyamin dünyaya gelmiÅŸtir. Ya’kub (a.s)’in diÄŸer iki hanımından altı oÄŸlu daha vardı. Toplam on iki erkek evlada sahipti (ibn Kuteybe, Kilabu’l-Meârif, Beyrut 1970,19; ibn Haldun, Tarih, Beyrut, 1971, I, 39).

Kur’ân’ın birçok yerinde Ya’kûb (a.s)’in peygamberliÄŸinden ve çeÅŸitli faziletlerinden bahsedilmektedir. Onun peygamberliÄŸini dile getiren bazı âyetlerin meâli şöyledir:

Nihayet (İbrahim) onlardan ve Allah’ın dışında taptıkları ÅŸeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiÄŸi zaman, biz ona İshâk’ı ve Yakub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve kendilerine güzel ve üstün bir ÅŸan, şöhret nasip ettik” (Meryem, 19/49, 50).
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 25 Ocak 2009

 Hz. Lut

Hz. LÛT (a.s)
Kur’ân-ı Kerim’de geçen peygamberlerden biri Lût (a.s) ile birlikte Hz. İbrahim’in kardeÅŸi Hârân’ın oÄŸludur. Lût (a.s), İbrahim (a.s) ile birlikte Harran’dan Filistin’e göç etti. Burada kıtlık baÅŸ gösterince Lût ve İbrahim (a.s.) beraberce Mısır’a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiÄŸi mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin’e döndüler. Zamanla yerleÅŸtikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrahim (a.s.)’ın bölgesinden ayrılıp Sedom ÅŸehrine yerleÅŸti. Daha sonra bu ÅŸehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyet insanlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı.
Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık iÅŸleri, ahlaksızlıkları yapıyor, eÅŸcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doÄŸru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü iÅŸleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı. Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 25 Ocak 2009

 Hz. Salih

H Z . S A L İ H (A.S.)
Sâlih Peygamber Semud kavmine gönderilen peygamber olup Nuh aleyhisselam ın oÄŸullarından Sam’ın neslinden olup Hz. Âdem’in 19. kuÅŸaktan torunudur. Âd kavmi helâk olduktan sonra felaketten kurtulanlardan Semud, Sam ile Hicaz arasındaki Hicr denilen yere yerleÅŸti. Semud’un torunları Ad’in helâk olduÄŸu yere gidip yerleÅŸtiler. Reisleri de Cenda bin Amr isminde birisi idi. Zamanla bolluÄŸa kavuÅŸup Ad kavmi gibi azdılar. TaÅŸlardan yaptıkları putlara taptılar. İşte bu diyarda Hz. Sâlih doÄŸup büyüdü. Küçük yastan itibaren putlara tapmazdı, ve ileride kendisinin Semûd’e lâzım olabileceÄŸi için ona kimse bir ÅŸey diyemezdi. Azgınlıklarından dolayı Allahü Teâlâ onlara Sâlih aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi : « Biz Semûd kavmine kardeÅŸleri Salih’i (gönderdik) » . Hz. Sâlih onları putlara tapmaktan men’edip azgınlıklarından sakındırdı. Onları imâna davet edip Hz. Nuh’un dinini tebliÄŸ etti. Birçok kavim gibi Semud’un çoÄŸu Sâlih peygambere isyan, azı imân etti : «Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiÅŸ birisin! Sen de ancak bizim gibi bir insansın » . Bütün hakaretlere raÄŸmen Hz. Sâlih onları Tatlı dille imâna çağırdı ise de Semud peygamberini büyülenmiÅŸ yalancı ve büyüklenen diye itham etmeyi bırakmadı. Yüce Allah taÅŸkınlıklarından dolayı Semud’un kadınlarını kısır bıraktı. AÄŸaçlar kuruyup meyve vermedi, hayvanlar yavrulamaz oldu. Bu durum karşısında Sâlih âleyhisselama hâkâret edip onu ölümle tehdit ettiler. PeygamberliÄŸinin kanıtı için ondan bir mucize isteyip, mucize gösterdiÄŸi takdirce ona inanacaklarına söz verdiler. Kayadan bir deve meydana gelmesini istediler. Deve olmasını istedikleri kaya büyüyüp gebe bir deve sekline döndü. Devenin yavrulaması üzerine bazıları imân etti. Devenin memesinden akan sütten Semudlular kaplarını doldurdular. Sâlih aleyhisselam devenin kayadan çıkması üzerine kavmine: « Ey kâvmim, Allah’a kulluk ediniz! O Allah ki, sizin için O’ndan baÅŸka ibâdet edecek hiç bir ilâh yoktur. Onu kendi hâline bırakınız! Sakın ona bir fenalık etmeyiniz! Sonra sizi çok elemli bir azap yakalar. İşte su deve peygamberliÄŸimin doÄŸruluÄŸuna bir delildir. Bu kuyunun suyunu nöbetle muayyen bir gün devenin içme hakkı vardır. Muayyen bir gün de sizin içme hakkınız vardır. Sakin bu deveye fenalık dokundurmayınız! Sonra sizi büyük bir günün azabı yakalar » . Ama Semudlular bunu dinlemeyip devenin ayaklarını kesip öldürdüler: «Buna raÄŸmen onlar deveyi kestiler; ama piÅŸman da oldular» . Bu - iÄŸrenç - iÅŸi baÅŸlarının Kudar bin Sâlif isimli 9 kiÅŸilik bir grup yaptı . Hz. Sâlih ile alay edip:’EÄŸer hakikaten peygamber isen bize vâd ettiÄŸin azabı getir’ dediler : « Büyüklük taslayanlar dediler ki: ‘Biz de sizin inandığınızı inkar edenlerdeniz. Derken o diÅŸi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: Ey Sâlih! EÄŸer sen gerçekten peygamberdensen bizi tehdit ettiÄŸin azabı bize getir, dediler» . Devenin bastığı yerden kan fışkırdığını, aÄŸaçların yapraklarının kızardığını, kuyulardaki suyun kan kırmızısı, yüzlerinin sapsarı olduÄŸunu gördüler ve birbirlerine haber verdiler. Allahü Teâlâ Sâlih âleyhisselama o beldeyi terk etmelerini ve bir ÅŸiddetli azabın geleceÄŸini vahyetmesi üzerine Hz. Sâlih ve kendisine imân eden 4000 kiÅŸi ile birlikte orayı terk ettiler. Semudlular ın yüzleri ise kana boyanmış gibi kıpkırmızı, daha sonra da simsiyah oldu. Cebrail aleyhisselam onları bir sabah vakti sayha ile azablandırdı. Semud’un muhkem binaları bile kendilerini kurtarmadı ve onlar sayhanın ÅŸiddetinden hepsinin ödleri patlayarak helâk oldu: «(Bu azgınlara) azabım ve uyarılarım nasıl oldu! Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oldular » . Ancak birisi sayha’dan kurtulmuÅŸtu. Bunun ismi Ebû Rigâl isminde birisi idi. Ebû Rigâl Semûd’un helâk olduÄŸu sırada Mekke-i Mükerremede Harem-Åžerif’de idi. Bu sebepten dolayı ona musibetten bir ÅŸey isâbet etmedi. Günlerden bir gün Harem’den çıktığında gökten bir taÅŸ düşüp onu öldürdü. Resulallah Hicr’e uÄŸradığı vakit buyurdu ki: « Mucize istemeyiniz. Muhakkak ki Sâlih’in kavmi mucize istedi de, Allahü Teâlâ onlara deve gönderdi. Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 24 Ocak 2009

 Hz. İdris

H Z . İ D R İ S (A.S.)
Hz. İdris, Hz. Åžit aleyhisselamın torunlarından bir peygamberdir. Kendisine 30 suhuf kitap verildi. Asıl adı Ahnuh’ (Hanuh) dur. Kur’an-ı Kerimde, çok kitap okuduÄŸu için ona İdris lakabı verilmiÅŸtir. Ayrıca, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiÄŸi için « müselles bin ni’me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmiÅŸtir. İdris aleyhisselam’ın Babil veya Mısır’da Münif’de doÄŸup yaÅŸadığı rivayet edilmiÅŸtir. Babasının ismi Yerd’dir. Annesinin ismi Berre veya Esvet’tir. Kendisi Adem aleyhisselamın altıncı göbekten torunudur. Adem (a.s) kadar olan nesebi şöyledir: İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus - Åžit (a.s) - Adem (a.s). İdris aleyhisselamın pek çok evladı olmuÅŸtur. Bunlardan en meÅŸhuru Metüselah’dir, çünkü Resulullah efendimizin nuru İdris aleyhisselamdan sonra ona geçmiÅŸtir. Adem aleyhisselam’in oÄŸlu Kabil’in evladindan olan bir topluma peygamber gönderilmiÅŸtir. Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 24 Ocak 2009

 Hz. Zekeriyya

H Z . ZEKERİYYA A.S.
Kur’ân’da adı gelen peygamberlerden biri. Soyu Dâvud (a.s)’a dayanmaktadır. Kur’ân’da anılan duâlarından (Meryem, 16/6) anlaşıldığına göre, soyu daha sonra Yâkub (a.s)’a varmaktadır (el-Kurtubî, Ahkâmu’l-Kur’ân, Kahire 1967, XI, 82; er-Razî, Mefâtihu’l-Gayb, Mısır 1937, V, 769).

Zekeriyya (a.s) İsrâiloÄŸullarının peygamberi olduÄŸu gibi, aynı zamanda onların bilgini, reisi ve müşaviri yani danışmanı idi (es-Sa’l-ebî, el-Arais, 1951, 372).

Onun hakkında çeÅŸitli âyet ve hadisler vardır. Ebû Hureyre’nin naklettiÄŸine göre, Hz. Muhammed (s.a.s);” “Zekeriyya (a.s) marangoz idi”(Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Mısır, 1954, II, 405) diyerek O’nun elinin emeÄŸi ile geçinen bir sanat ehli olduÄŸunu haber vermiÅŸtir.
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 23 Ocak 2009