Mirac Gecesi

14 Eylül 2008

Receb-i şerif ayının 27. gecesi Mirac Gecesi’dir. Bu gece Peygamver Efendidimizin (s.a.v.) Mirac ve İsra mucizesinin meydana geldiği gecedir. Allahü Teala (c.a) Peygamber Efendimizi (s.a.v.) gecenin çok az bir kısmında Mekke-i Mükerreme’den Mescid-i Aksa’ya kadar götürmesine isra denilir. Mescidi*i Aksa’dan göklere kadar olan, oradan da sidretül münteha’ya ve âlayı illiyyine kadar olan kısmınada Mirac denilir. Mirac hadisesi Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.)  hem ruhuyla hem bedeniyle olmuştur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki “Ben Mekke’de uyku ile uyanıklık arasında uyuyordum. Yanıma Mikail (Aleyhisselam) ile birlikte Cebrail (Aleyhisselam) çıkgeldi. “Ey Muhammed! (s.a.v.) Kalk” dedi. Cebreail (Aleyhisselam) Mikaile (Aleyhisselam) zamzem ile dolu bir altın tas getirmesini söyledi. Altın tası sundular Göğsüm boydan boya boya karın boşluğuma kadar yarıldı. Üç defa ard arda zemzem suyu ile yıkandıktan sonra bütün dünyalık kirlerden arıtıldı. Ve de Hikmet, iman ve ilimle dolduruldu. Ardından omurzküreğimin arasına peygamberlik mührünü bastılarç

Sonra Cebrail (Aleyhisselam) elimden tutarak beni başka bir zemzemle dolu kabın başına götürdü.”Abdestini al” dedi. Abdest aldım. Ardından Cebrail (Aleyhisselam) “Yürü bakalım” dedi. “Nereye?” diye sordum. “Herşeyin rabbine” dedi. Beni elimden tutarak Kabe’den çıkarttı, birde baktım ki katırla eşek arası büyüklüğünde “burak” adlı bir binek beni bekliyordu. Yüzü insan yüzüne kuyruğu deve kuyruğuna, yelesi at yelesine, bacakları deve bacaklarına, tırnakları öküz tırnaklarına, sırtı da beyaz inciye benziyordu. Üzerine cennet eyerlerinden bir eyer vardı. Ka.lçaları üzerinde uzanan iki kanadıyla göz alabildiğine şimşek gibi uçmaktaydı.

Cebrail (Aleyhisselam) “Bin” dedi. Hazreti İbrahim (Aleyhisselam) Kabe’yi burak ile ziyaret ederdi. Hemen bindim. Cebrail (Aleyhisselam) işe bir süre yol aldıktan sonra inmemi söyledi. İndim.”Namaz kıl” dedi. Namaz kıldım. Yol arkdaşım Cebrail (Aleyhisselam) “Nerede namaz kıldığını biliyormusun?” diye sordu. “Hayır” dedim. “Öyle mübarak ve temiz bir yerde namaz kıldın ki sorma. Allahü Teala’nın (c.c.) izniyle göüçün de buraya olacak dedi.

Sonra yine bir süre yol aldık. Cebrail (Aleyhisselam) “İn ve namaz kıl” dedi. İndim ve namaz kıldım. “Nerede namaz kıldığını biliyormusun?” diye sordu. “hayır” dedim. “Burası “Hz. Musa (Aleyhisselam)’ın Allahü Teala (c.c.) ile buluşup konuştuğu Turi Sina” dedi. Yine bir süre yol aldık. Ardından “İn ve namaz kıl” dediİndim ve namaz kıldım. Orasınında Hz. İsa (Aleyhisselam)’ın dünyaya geldiği kasap dükkanı olduğunu bildirdi. Daha sonra Mescid-i aksa’ya geldik.

Burada gökten bölük bölük meleklerin indiğini gördüm. Bana Allahü Teala (c.c) katından selam ve müjde getiriyorlardı. Hepsi de “Hey her şeyin öncüsü, peygamberlerin sonuncusu ve kıyamet koptuktan sonra ilk dirilecek olan Muhammed (s.a.v.)!” diye sesleniyorlardı. Yol arkadaşım Cebrail (Aleyhisselam)’a meleklerin bana karşı bu derece ileri saygılarının neden ileri geldiğini sordum. “Kıyamet günü yer yarılıp da mezarından ik kalkan sen ve ümetin olacaksın. Sen Allahü Teala’nın (c.c.) son ve en seçkin peygamberisin. Mahşer toplantısına da ilk giden seninle birlikte ümmetin olacaktır” dedi.

Son Cebrail (Aleyhisselam) inerek Burak’ı bağlamamı söyledi. Kapıya vardığımda baktım ki, Hazreti İdris ( Aleyhisselam)’dan tutun da Hazreti İsa ( Aleyhisselam )’a kadar bütün peygamberlerin ruhları orada toplanmışlar, daha önce meleklerin karşıladığı gibi beni karşılıyorlardı. Cebrail ( Aleyhisselam )’a  ‘ Bunlar Kimler ? ‘ diye sordum, ‘ Onlar peygamber kardeşlerin’ diye cevap verdi.

Bu yeryüzü yolculuğundan sonra yedi kat gökyüzü yolculuğu başladı.

Cebrail (Aleyhisselam) ile yola koyularak ilahi asansörler gök yüzüne yükseldik. Bu sırada bir ses ‘ Kim o? ‘ diye sordu. Yol arkadaşım bu soruya ‘ Cebrail ‘ diye cevap verdi ‘Yanında ki kim? ‘ diye sorulunca Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Muhammed (s.a.v) ‘ diye karşılık verdi. Aynı ses ‘ Ona peygamberlik verildi mi?’ diye sorunca yol arkadaşım Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Tabii’ dedi. Bunun üzerine o ses ‘ Hoşgeldi, memnun olduk’ dedi. Tam bu sırada insanlığın ilk atası ve peygamber Hazreti Adem (Aleyhisselam) karşıma çıktı. Ona selam verdim. O da bana ‘ Hoşgeldin ey şerefli oğul, en üstün peygamber’ dedi. ”

Başka bir rivayete göre hadis-i şerifin bu kısmı şöyledir: ” Ben gökyüzüne çıkınca sağ ve sol yanlarını uzaktan karartı şeklinde görülen insan kalabalıklarının çevrelediği birini gördüm. Adam sağ yanına bakınca gülüyor, sol yanına bakınca ağlıyordu. Bana dönerek ‘ Hoş geldin ey olgun peygamber ve hayırlı evlat’ dedi. Cebrail (Aleyhisselam)’a ‘ Bu adam kimdir?’ diye sordum. Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Bu Hazreti Adem (Aleyhisselam)’dır’ diye cevap verdi. ‘Sağ ve sol’ yanındaki insan kalabalıkları ise onun soyundan gelen bütün insanlığın ruhlarını temsil eder. Sağındakiler cennetlikler, solundaki ruhlar ise cehennemliklerdir. Bu yüzden sağına bakınca gülmekte ve soluna bakınca ağlamaktadır. ‘

Yolumuza devam ederek ikinci kat göğe çıktık. Bu sırada yine bir ses ‘Kim o?’ diye sordu. Yol arkadaşım bu soruya Cebrail diye cevap verdi. ‘Yanında ki kim? ‘ diye sorulunca Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Muhammed (s.a.v) ‘ diye karşılık verdi. Aynı ses ‘ Ona peygamberlik verildi mi?’ diye sorunca yol arkadaşım Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Tabii’ dedi. Bunun üzerine o ses ‘ Hoşgeldi, memnun olduk’ dedi. Bu sırada Hazreti İsa (Aleyhisselam) ve Hazreti Yahya (Aleyhisselam) ile karşılaştım. Her ikisi de bana ‘ Hoşgeldin ey kardeş ve peygamber’ dediler.


Ardından üçüncü kat göğe yükseldik. Yine bir ses ‘ Kim o? ‘ diye sordu. Yol arkadaşım bu soruya Cebrail diye cevap verdi. ‘Yanında ki kim? ‘ diye sorulunca Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Muhammed (s.a.v) ‘ diye karşılık verdi. Aynı ses ‘ Ona peygamberlik verildi mi?’ diye sorunca yol arkadaşım Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Tabii’ dedi. Bunun üzerine o ses ‘ Hoşgeldi, memnun olduk’ dedi. Bu arada Hazreti Yusuf ( Aleyhisselam) ile karşılaştık. Ona da selam verdik. Bana ‘ Hoşgeldin ey kardeş ve ey peygamber ‘ diye cevap verdi.

Biz yine yolumuza devam ederek dördüncü kata çıktık. Bir ses ‘ Kim o? ‘ diye sordu. Yol arkadaşım bu soruya Cebrail diye cevap verdi. ‘Yanında ki kim? ‘ diye sorulunca Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Muhammed (s.a.v) ‘ diye karşılık verdi. Aynı ses ‘ Ona peygamberlik verildi mi?’ diye sorunca yol arkadaşım Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Tabii’ dedi. Bunun üzerine o ses ‘ Hoşgeldi, geldiğine memnun olduk’ dedi. Bu katta Hazreti İdris ( Aleyhisselam )’la karşılaştım. Ona selam verdim. o da bana ‘ Hoşgeldin ey kardeş ve ey peygamber ‘ diye cevap verdi.


Arkasından yolumuza devam ederek beşinci kat semaya yükseldik. Bir ses ‘ Kim o? ‘ diye sordu. Yol arkadaşım bu soruya Cebrail diye cevap verdi. ‘Yanında ki kim? ‘ diye sorulunca Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Muhammed (s.a.v) ‘ diye karşılık verdi. Aynı ses ‘ Ona peygamberlik verildi mi?’ diye sorunca yol arkadaşım Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Tabii’ dedi. Bunun üzerine o ses ‘ Hoşgeldi, geldiğine memnun olduk’ dedi. Burada da Hazreti Harun ( Aleyhisselam )’la karşılaştım. Ona selam verdim. O da bana ‘ Hoşgeldin ey kardeş ve ey peygamber’ diye beni karşıladı.


Daha sonra altıncı kata çıktık. Bir ses ‘ Kim o? ‘ diye sordu. Yol arkadaşım bu soruya Cebrail diye cevap verdi. ‘Yanında ki kim? ‘ diye sorulunca Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Muhammed (s.a.v) ‘ diye karşılık verdi. Aynı ses ‘ Ona peygamberlik verildi mi?’ diye sorunca yol arkadaşım Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Evet, verildi’ dedi. Bunun üzerine o ses ‘ Hoşgeldi, geldiğine memnun olduk’ dedi. Burada da Hazreti Musa (Aleyhisselam)’la karşılaştım. Ona selam verdim. O da bana ‘ Hoşgeldin ey kardeş ve ey peygamber ‘ diye beni karşıladı. Yanından ayrılınca ağlamaya başladı. Ona ‘ Neden ağlıyorsun?’ diye sorulunca şöyle cevap verdi : ‘ Ey Allah’ım! Benden sonra kendisine peygamberlik verilen şu gencin ümmetinden benim ümmetime nazaran daha çok kişi cennete girecektir. Bunun için ağlıyorum. ‘


Arkasından yedinci kata yükseldik. Bir ses ‘ Kim o? ‘ diye sordu. Yol arkadaşım bu soruya Cebrail diye cevap verdi. ‘Yanında ki kim? ‘ diye sorulunca Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Muhammed (s.a.v) ‘ diye karşılık verdi. Aynı ses ‘ Ona peygamberlik verildi mi?’ diye sorunca yol arkadaşım Cebrail (Aleyhisselam) ‘ Evet, verildi’ dedi. Bunun üzerine o ses ‘ Hoşgeldi, geldiğine memnun olduk’ dedi. Burada da Hazreti İbrahim ( Aleyhisselam )’la karşılaştım. Ona selam verdim. Selamımı alarak beni ‘ Hoşgeldin ey saygılı peygamber’ diye karşıladı.

Daha sonra Beytül Mamur’a çıkarıldım. Burası hakkında Cebrail ( Aleyhisselam )’dan bilgi istedim. O bana şunları söyledi : ‘ Burası Beytül Mamur’dur.Burada her gün yetmiş bin melek namaz kılar ve her günkü kafile ibadetini yapıp çıktıktan sonra bir daha buraya dönmez. Burada ibadet edebilmek meleklerin üzerine sonuncu ve en şerefli bir vazifedir.’

Daha sonra bütün perdeler kaldırılarak bana Sidretül Münteha gösterildi. Birde gördüm ki, Sidre adındaki bir ağacın meyveleri büyük bir küp ve yaprakları fil kulağı gibi. Ağacın kökleri arasında ikisi yüzeyden ikisi de derinlerden akan dört tane nehir vardır. Cebrail (Aleyhisselam)’dan bu nehirler hakkında bilgi istedim. O da bana şu açıklamayı yaptı: “Derinden akanlar cennette bulunan iki nehirdi. Yüzeyden akanlar ise nil ve fırat nehirleridir..”

Başka bir rivayete göre hadis-i şerif şu şekilde devam etmektedir:

“Yükselmeye devam ederek kendimi kainatın kaderini yazan kalemlerin cızırtısını duyduğum bir düzlükte buldum. Buarada kainatın ortaksız sahibi olan Allahü Teala (c.c) ile karşılaştım. “Dil, beden ve mal ie yapılan bütün ibadetler sana mahsustur ey Allah’ım!”  diye selam verdim. O da bana “Selam sana ey sevgili peygamberim. Allahü Teala (c.c.) nın rahmeti ve bereketi senin üzerinde olsun” diye muhabele etti. Ben de “Selam bizim ve Allahü Teala (c.c.) nın iyi kullarının üzerinde olsun” diye karşılık verdim. Sonra bana günde elli vakit namaz farz kılındı.

Bu noktadan sonra artık geriye döndüm. Yolda Hz. Musa (Aleyhisselam)’a uğradım. Bana “Ne yaptın” diye sordu. Dedim ki: “Bana elli vakit namaz farz kılındı.” Hz. Mysa (Aleyhisselam) “Ben insanları senden daha iyi tanırım. İsrail oğulları ile uzun zaman en şiddetli şekilde mücadele yaptım. Ümmetin günde elli vakit namaz kılmaz. Allahü Teala (c.c.) ‘ya döndüm. namaz yükünün azaltılmasını istedim. Allahü Teala (c.c) namazı kırk vakte indirdi. Dönüp Hz. Musa (Aleyhisselam)’ ile görüşerek durumu anlatınca o beni yine Allahü Teala (c.c.)’ya gönderi. Bu sefer Allahü Teala (c.c.) namazı otuz vakte indirdi.Yine dönüp Hz. Musa (Aleyhisselam)’a geldim. Tekrar beni geri yolladı ve Allahü Teala (c.c.) namazı on vakte indirdi. Yine dönüp Hz. Musa (Aleyhisselam)’ geldim.Bana aynı sözleri söyledi. Bunun üzerine Allahü Teala (c.c.)’ya müracat edince namazı beş vakte indirdi. Tekrar dönüp Hz. Musa (Aleyhisselam)’a vardım. Bana “Ne yaptın” diye sordu. Dedim ki: ” Allahü Teala (c.c.) namazı beş vakte indirdi. O yine bana aynı sözleri söyledince, ben ona “Artık bu kadarına sevinerek boyun eğiyorum” diye cevap verdim. Tam o sırada şöyle bir ses geldi: ” Farz namazların vakit sayısını kesin ve değiştirilmez karar haline getirdim, Kullarıma gereke hafifletme ve indirimi yaptım. Fakat mükafatını on kat yükselttim.”

Hadisi şerifin bu kısmını Müslim şu şekilde rivayet etmektedir: “Allahü Teala (c.c.) ile Hz. musa (Aleyhisselam) arasında defalarca gidip geldim. Sonunda Allahü Teala (c.c.) bana şöyle dedi: “EY Muhammed! Ümmetine farz kıldığım namaz artık değişmemek üzere günde beş vakittir. Her vakit namazın mükafatı on kattır. Böylelikle elli vaktin sevabı kaznaılmış olur.”

Miracdan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ümmetine üç hediye ile dönmüştür.

1- Beş vakit namaz.

2- Allhü Teala (c.c.)’ya şirk koşmayanların affedileceği.

3- Bakara Suresi’nın son iki ayeti kerimesi (Amener Rasulü)

Etiketler:

Yorum Yap