Mallarınızı Zekat İle Koruyun

Mallarınızı zekat ile koruyun

Sual: Zekâtın önemi nedir?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah’a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani]

(Zekat vermekle müslümanlığınız mükemmel hâle gelir.) [Bezzar]

(En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.) [Taberani]

(Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, malınızın temizlenip güzelleşmesi için zekâtı farz kıldı.) [Hakim]

(Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz sahih olup borcu ödenirse de, namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.)

(Zekat vermeyen kimseye Allahü teâlâ lanet eder.) [Nesai]

(Zekat vermeyen, temiz malını kirletmiş olur.) [Taberani]

(Zekat vermeyen kimse, kıyamette ateştedir.) [Taberani]

(Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği halde kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri milletin içinde kırkta bir oranında yaratmıştır.)

Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 16 Eylül 2009

 Bayram Namazı

Bayram Namazı

Bayram sevinç günü demektir. Topluca kilinan bayram namazlari; müslümanlar arasindaki birlik ve beraberligin güzel bir göstergesidir. Bayramlar müslümanlari birbirine yaklastiran, darginliklari ortadan kaldiran, kardeslik duygularini kuvvetlendiren önemli günlerdir. Bayramlar, Allah’in mü’min kullarina birer ziyafet günleridir.
Bayram sabahi erkenden kalkmali, yikanip temizlenmeli, en iyi ve temiz elbiseleri giyerek güzel kokular sürünmelidir.
Yilda iki dini bayramimiz vardir:
1) Ramazan Bayrami.
2) Kurban Bayrami,
Cuma namazi farz olan kimselere, bayram namazlarini kilmak vacibtir. Bayram namazi iki rek’attir. Cemaatle kilinir. Bayram namazlarinda ezan okumak, ikamet getirmek yoktur. Bayram hutbesi sünnettir ve namazdan sonra okunur. Cuma hutbesi ise farzdir, namazdan önce okunur.
Diger namazlardan farkli olarak bayram nainazlarinin birinci rek’atinda üç, ikinci rek’atinda da üç kere olmak üzere fazladan alti tekbir alinir. Bunlara ”Zevaid” tekbirleri denir.
Ramazan Bayrami Namazinin Kilinisi Birinci Rek’at:
1 ) Cemaat düzgün siralar halinde imamin arkasinda yeralir ve ”Niyet ettim Allah rizasi için Ramazan Bayrami namazini kilmaya, uydum imama” diye niyet eder.
2) imam ”Allahü Ekber” deyip ellerini yukariya kaldirinca. cemaat de ”Allahü Ekber” diyerek ellerini yukariya kaldirip göbegi altina baglar.
3) Hem imam, hem de cemaat gizlice ”Sübhaneke”yi okur .Bundan sonra üç kere tekbir alinir. Tekbirlerin alinisi söyledir:
Birinci Tekbir: imam yüksek sesle, cemaat da onun pesinden gizlice ”Allahü Ekber” diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukariya kaldirip sonra asagiya saliverirler. Burada kisa bir süre durulur.
ikinci Tekbir: ikinci defa ”Allahü Ekber” denilerek eller yukariya kaldirilip yine asagiya saliverilir ve burada da birincide oldugu kadar durulur.
Üçüncü Tekbir: Sonra yine ”Allahü Ekber” denilerek eller yukariya kaldirilir ve asagiya saliverilmeden baglanir.
4) Bundan sonra imam, gizlice ”Euzü Besmele”, açiktan fatiha ve bir sure okur .(Cemaat bir sey okumaz, imami dinler)
5 ) Rüku ve secdeler yapilarak ayaga (ikinci rek’ata) kalkilir ve eller baglanir .

ikinci Rek’at:
6) imam gizlice Besmele, açiktan da fatiha ve bir sure okur. Sure bitince imam yüksek sesle, cemaat da içinden

(birinci rek’atta oldugu gibi) üç kere daha tekbir alir , üçüncü tekbirden sonra eller baglanmadan, dördüncü tekbir ile rükua varilir,.sonra da secdeler yapilarak oturulur.
7) Oturusta. imam ve cemaat, Ettehiyyatü. Allahümme salli, Allahümme barik ve Rabbena atina… duasini okuyarak önce saga, sonra sola selam verip namazi bitirirler. Namazdan sonra hutbe okunur. Kurban bayrami namazinin kilinisi da bunun gibidir. Sadece niyeti degisiktir.
Toplum Barisi Açisindan Bayramin Önemi
Bayram; Allah’i bir, Peygamberi bir, Kitabi bir, ayni kibleye yönelen, ayni heyecani tasiyan müslümanlarin sevinçlerini paylastigi mukaddes bir gündür.
Mü’minler; Allah’m emrini yerine getirmek maksadiyla, bir ay boyunca imsak vaktinden aksama kadar en tabii haklari olan yemeyi, içmeyi terkederek insani adeta meleklestiren oruç ibadetinin manevi zevkini duyarlar.
”Düsmanla savasin küçük cihat, nefisle savasin büyük cihat” olarak kabul edildigi bu mücadelede mü’minler büyük bir zafer kazanarak kulluk imtihaninda gösterdikleri basarinin sevincini tasirlar.
Çok mübarek bir gün olan bayramda, kutsal mekanlar olan camilerde topluca ibadet etmenin suuruna eren müslümanlarin arsa yükselen tekbir sesleri, kalblerimizdeki imanin açik bir delili, yanyana gelerek. omuz omuza vererek cemaat halinde kilinan bayram namazlari müslümanlar arasindaki birlik ve beraberligin en güzel göstergesidir.

Yüce Allah Kur’an-i Kerim’de:

”Süphesiz mü’minler birbiri ile kardestirler; öyle ise dargin olan kardeslerinizin arasini düzeltin…” (53) buyurarak bütün müslümanlarin kardes oldugunu bildirmis, birbiri ile dargin olanlar varsa, bunlarin aralarinin düzeltilmesini diger müslümanlara görev olarak vermistir .
Müslümanlarin birlik ve beraberligi üzerine titreyen Sevgili Peygamberimiz de, din kardesligine gölge düsüren davranislardan sakinmanin geregine dikkatimizi çekerek söyle buyurmustur:
”Bir müslümanin din kardesl ile üç günden fazla dargin durmasi helal olmaz.“ (54)
Darginligin uzun süre devam etmesinin, çok büyük bir günah oldugunu da su sözleri ile ifade etmistir:
”Bir kimse müslüman kardesi ile bir sene küs durursa, onun kanini dökmüs gibi günaha girmis olur.” (55)
Müslümanlarin arasinin açilmasina ve toplumda birlik ruhunun zayiflamasina sebep olan kin, haset ve düsmanlik duygularini kalplerimizden söküp atarak bunlarin yerine insan sevgisini ve kardeslik duygularini yerlestirip, darginliklara son verdigimiz takdirde, bayram iste o zaman gayesine ulasmis olacaktir.
Dinimiz bütün müslümanlari tek bir vücut olarak kabul eder, insan vücudunun bir tarafinda meydana gelen rahatsizligi vücudun diger kisimlari hissettigi gibi, dünyanin neresinde olursa olsun herhangi bir müslümanin karsilastigi sikintiyi da diger müslümanlarin yüreklerinde hissetmesi gerekir. Bugün en çok muhtaç oldugumuz sey bu suura sahip olmaktir.
(53) Hucurat. 10
(54) Riyazü’s-Salihiii, c.3, s.l70
(55) A.g.e., c.3, s. 170

Yazan: Nurhayat , 16 Eylül 2009

 Ramazan Bayramı

Ramazan Bayramı

Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı, hislerinin mü’minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. O günde yardımlaşma ve kaynaşma son sınırına varır.

Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha bekleyenlere kadar uzanır. Onların bu dileğini yerine getirmek için mü’minler bayramda kabirleri ziyaret ederler; ruhlarına Kur’ân’lar, Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler.
Ramazan Bayramının mü’minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay gibi uzun bir süreyle, özellikle Ramazan’ın yaz mevsimine denk geldiğinde sıcak günlerde nefislerine oruç tutturan mü’minler, sabır imtihanını vererek manevi sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.

Ramazan ve Kurban bayramları Hicretin 2. yılından İtibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ramazan orucu da ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren rnü’minler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama Ramazan Bayramı denmiştir.

Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır“(1) mealindeki hadise dayanarak Ramazan ve Kurban bayramları bayram namazlarının kılınmasıyla başlar.

Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 16 Eylül 2009

 Aşere-i Mübeşşere Nedir ve Kimlerdir ?

Dünyada iken Hz.Peygamber tarafından Cennetle müjdelenen on kişiye Aşere-i Mübeşşere denir.

Bunlar: Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talhâ, Zübeyr, Avf oğlu Abdurrahman, Sa’d, Zeyd oğlu Saîd, Ebû Ubeyde (r.a.) hazretleridir.

Yazan: Nurhayat , 2 Şubat 2009

 Beytullah Ne Demektir ?

Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Kâbe’nin diğer adıdır.

Yazan: Nurhayat , 2 Şubat 2009

 Arafat Nedir ?

Hacı adaylarının “vakfe” yapmak üzere arefe günü toplandıkları, Mekke’nin güneydoğusunda bulunan bir bölgedir.

Yazan: Nurhayat , 1 Şubat 2009

 Amin Ne Demek

Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.

Yazan: Nurhayat , 1 Şubat 2009

 Hz. Yahya

H Z . LOKMAN A.S.
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.

Kur’ân-ı Kerîm’de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman, 31/12,13). Kelime, ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman’ı Hz. Peygamber (s.a.s)’e sormalarıdır.

Lokman’ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: “Andolsun Biz Lokman’a Allah’a şükretmesi için hikmet verdik. şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir, övülmeye lâyık olandır. Lokman, oğluna öğüt vererek. “Yavrum, Allah’a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür” demişti ” (Lokman, 31/12,13). Lokman’ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah, Lokman’ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür, ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah’a es koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi, dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah’a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman, 31/14,15). Lokman’ın öğütleri şöyle devam etmektedir: “Yavrum, işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa da, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif’dir, haberdar’dır. Yavrum, namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer islerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir” (Lokman, 31/16-19).
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 30 Ocak 2009

 Hz. Lokman

H Z . LOKMAN A.S.
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.

Kur’ân-ı Kerîm’de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman, 31/12,13). Kelime, ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman’ı Hz. Peygamber (s.a.s)’e sormalarıdır.

Lokman’ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: “Andolsun Biz Lokman’a Allah’a şükretmesi için hikmet verdik. şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir, övülmeye lâyık olandır. Lokman, oğluna öğüt vererek. “Yavrum, Allah’a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür” demişti ” (Lokman, 31/12,13). Lokman’ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah, Lokman’ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür, ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah’a es koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi, dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah’a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman, 31/14,15). Lokman’ın öğütleri şöyle devam etmektedir: “Yavrum, işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa da, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif’dir, haberdar’dır. Yavrum, namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer islerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir” (Lokman, 31/16-19).
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 29 Ocak 2009

 Hz. Davut

H Z . DAVUT A.S.
Kur’ân-ı Kerim’de adı geçen israiloğulları peygamberlerinden biri.

Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)’nın sekizinci oğludur.

Hz. Musa’nın vefatından sonra, yine israiloğulları isyanın karanlığına daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa’nın Allah’tan getirdiği akîdeyi terk etmeye başladılar. Cenâb-ı Allah, onların üzerlerine başka bir kabîleyi musallat etti.

Hz. Musa’nın vefatından sonra israiloğullarının idaresi Yusa’ya kaldı. israiloğullarını çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi. Bu ülke, Hz. Yakub’un yaşadığı Ken’an bölgesi olup, israiloğulları için mukaddes ülke sayılır.

israiloğulları Hz. Musa’nın vefatından sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika Kabilesi ile karşı karşıya geldiler. israiloğulları Amâlika ile yaptıkları bir savaştan mağlup çıktılar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile çarpışmak istediler. Yüce Rabbimiz onların bu durumunu söylece anlatmaktadır: “israiloğullarından bir cemaat Musa’dan sonra peygamberlerine: “Bize bir hükümdar gönder ki, Allah yolunda savaşalım” dediler. Peygamber. “Size muharebe farz olunursa korkarım ki, savaşmazsınız” dedi. Onlar: “-Niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan ve evlatlarımızın yanından çıkarıldık” dediler. Onlara farz kılındığında, birazı müstesna olmak üzere, savaştan yüz çevirdiler. ” (el-Bakara, 2/246)
Devamini Okumak icin Tiklayin »

Yazan: Nurhayat , 28 Ocak 2009